18 Haziran 2012 Pazartesi

Kuran’ı diğer İlahi kitapların benzeri sanma yanılgısı

Kuran, Allah’ın tüm insanlara uyarıcı ve öğüt verici olarak indirdiği, kıyamete kadar geçerli olan tek hak kitaptır. Kuran’dan önce gönderilen kitaplar insanlar tarafından tahrif edilmiştir. Ancak Kuran, Allah tarafından korunmuştur. Bu gerçek “Hiç şüphesiz, zikri (Kuran’ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.” (Hicr Suresi, 9) ayetiyle haber verilmiştir.
Kuran hakkında akılsızların öne sürdükleri asılsız iddiaların en yaygınlarından birisi de, mübarek Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in, Kuran’ı Kitab-ı Mukaddes’ten (Tevrat ve İncil) esinlenerek yazdığı yalanıdır. Bu, tamamen hayali ve hiçbir dayanağı olmayan iddiaya kendi düşük akıllarınca  Kuran ile Kitab-ı Mukaddes arasındaki bazı benzerlikleri gösterirler.
Oysa benzerliklerin bulunması son derece doğal bir durumdur. Çünkü hepsi (Tevrat ve İncil’in tahrif edilmiş bölümleri hariç) Yüce Rabbimiz Allah’ın sözüdür. Allah’ın her dönemde indirdiği dinlerde, Allah’ın varlığı, birliği, Allah’ın sıfatları, ahiret inancı, iman edenlerin, inkar edenlerin, münafıkların özellikleri, geçmiş ümmetlerin durumu gibi temel konular, öğütlenen ve sakındırılan hususlar, ahlaki ölçüler aynıdır. Bunların bir kısmı, Yahudilik ve Hıristiyanlıkta olduğu gibi, daha sonra bozulmaya uğramıştır. Kuran’ın ve hadislerin ışığında değerlendirildiğinde, hangi bölümlerin bozulmaya uğradığı hangi bölümlerin bozulmadan kaldığı kolaylıkla anlaşılır. Dolayısıyla önceki kitaplarda bildirilen konularla Kuran’da anlatılanlar arasında benzerlik ve paralellik bulunması hiç de yadırganacak bir durum değildir. Allah ayetlerde şu şekilde bildirmektedir:
Ve hiç şüphesiz, o (Kuran), geçmişlerin kitaplarında da vardır. İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi? (Şuara Suresi, 196-197)Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Andolsun, Biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: “Allah’tan korkup-sakının” diye tavsiye ettik… (Nisa Suresi, 131)
Üstelik Rabbimiz Kuran’ın, gerçek Tevrat ve İncil’i doğrulayıcı bir kitap olduğunu da bildirmektedir:
Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona ‘bir şahid-gözetleyici’ olarak Kitab’ı (Kuran’ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. (Maide Suresi, 48)
Kendinden önceki kitapları doğrulama özelliği sadece Kuran’a değil, diğer hak kitaplara da verilmiştir. Hz. İsa’ya gönderilen İncil de, kendisinden önce Hz. Musa’ya indirilen Tevrat’ı doğrulamaktadır. Bu gerçek Kuran’da şöyle haber verilir:
Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik. (Maide Suresi, 46)
Bu, Allah’ın bir kanunudur ve bu kanun elbette ki Kuran için de geçerlidir. Kuran’da, diğer İlahi dinlerin kitaplarında yer alan ortak konuların bir kısmından bahsedilmiştir. Hac Suresi’nin 26. ve 27. ayetlerinde Hac ibadetinin Hz. İbrahim’le başladığı, Enbiya Suresi’nin 72. ve 73. ayetlerinde namaz ve zekatın Peygamberimiz (sav)’in döneminden önce de farz olduğu, Müminun Suresi 51. ayette diğer elçilere de salih amellerde bulunmalarının emredildiği bildirilmiştir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Hani Biz İbrahim’e Evin (Kabe’nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) “Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut.” “İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya, gerekse uzak yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler.” (Hac Suresi, 26-27)Ona İshak’ı armağan ettik, üstüne de Yakub’u; her birini salihler kıldık. Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi. (Enbiya Suresi, 72-73) Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun; çünkü gerçekten Ben yapmakta olduklarınızı biliyorum. (Mü’minun Suresi, 51)
Buraya kadar anlattıklarımızdan, niçin Kuran’la önceki kitaplar arasında benzerliklerin bulunduğu ve bunun ne kadar doğal bir durum olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu benzerliklerin bulunması Kuran’ı Peygamber Efendimiz (sav)’in yazmadığını, tam tersine bütün İlahi dinlerin kitaplarının Allah’ın sözü olduğunu kanıtlar. Bu da hem Kuran’da bildirilen, hem de akıl ve mantığın tasdik ettiği bir gerçektir.
Allah, Kuran’ın Kendi Katından indirilmiş hak kitap olduğunu ve bu gerçeği anlayamayan insanların durumunu ayetlerinde şöyle haber vermiştir:
Bu Kuran, Allah’tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir. Yoksa: “Bunu kendisi yalan olarak uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Bunun benzeri olan bir sure getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah’tan başka çağırabildiklerinizi çağırın.” Hayır, onlar ilmini kuşatamadıkları ve kendilerine henüz yorumu gelmemiş bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Zulmedenlerin nasıl bir sonuca uğradıklarına bir bak. (Yunus Suresi, 37-39)
Ayrıca, bu iftirada bulunanların iddialarını tam anlamıyla geçersiz kılan çok önemli bir gerçek daha vardır: Hz. Muhammed (sav) ümmidir. Yani okuma yazması yoktur. Peygamberimiz (sav)’in ümmi oluşu onun peygamberliğinin en büyük delillerindendir. Üstelik hayatında Tevrat’ı veya İncil’i okumuş ya da araştırmış, onlar hakkında bilgi sahibi olmuş da değildir. Peygamberimiz (sav)’in daha önce bu kitapları okumaması, yazmaması, bir inceleme, hazırlık ya da çalışma yapmaması, kavminin de yakından şahit olduğu bir gerçekti. Bu konuda hiç kimsenin bir şüphesi yoktu. Siret Ansiklopedisi‘nde bu gerçek şöyle anlatılmaktadır:
Hz. Muhammed (sav) bir ümmi idi; okuması, yazması yoktu. Aralarında doğup büyüdüğü aile fertleri, yakınları ve Mekke’liler, bütün hayatı boyunca ne bir kitaba el sürdüğünü, ne de elinin kalem tuttuğunu görmüşlerdi. Durum böyle iken kendisine vahyolunan ilim deryası Kur’an, başlı başına bir mucizedir. Zira bu kitapta geçmişteki bütün İlahi kitapların ana konuları, geçmiş peygamberin kıssaları, dinler ve bunların getirdiği inançlar, eski tarih, medeniyet ve kültür ile iktisat, siyaset ve ahlak konusundaki bilgi hazineleri vardı. Halbuki, Hz. Muhammed (sav) bunlardan tamamıyla habersizdi. Kendisinin, ümmi olmasına rağmen böyle bir Kitap’la iman etmeyenlerin karşısına çıkması zaten peygamberliğinin en büyük deliliydi… (Siret Ansiklopedisi, Hazırlayan: Afzalur Rahman- Londra Siret Vakfı Başkanı, s.162)
Kuran’da, inkarcılar için de çok açık ve bilinen bir gerçek olan Peygamberimiz (sav)’in bu özelliği, onlara karşı bir kanıt olarak belirtilmiştir:
Bundan önce sen hiç kitap okuyan değildin ve onu sağ elinle de yazmıyordun. Böyle olsaydı, batılda olanlar kuşkuya kapılırlardı. (Ankebut Suresi, 48)
Ünlü tefsir ve İslam alimi Celaleyn ayeti şöyle tefsir etmektedir:
Sen bundan, yani Kuran’dan önce kitap okur değildin. Onu elinle de yazmadın öyle olsaydı, yani okur-yazar olsaydın, batılı savunanlar, hakkında şüpheye kapılırlardı, şüphe ederlerdi. Ve, “Tevrat’ta bize anlatılan Peygamber ümmi olup okuması ve yazması yoktur” derlerdi. (Celaleyn Tefsiri Tercümesi, Tercüme İbrahim Serdar, Yusuf Şensoy, Fatih Enes Yayınevi, İstanbul, 1997,  3. cilt, s. 1432-1433)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder